Uzun zamandır içimde birikenleri yazmak istedim. Belki kelimeler boğazımda düğümlenecek ama bu sevda susarak taşınmıyor…
İlk Maçımdan Bugüne Bitmeyen ÇOTANAK Arma Aşkım
İlk kez 1984’te elimi tutup maça götürdüklerinde küçücük bir çocuktum. Ne ligin adını biliyordum ne puan durumunu… Tek bildiğim şey, tribünden yükselen o sesin kalbime işlediğiydi.
O gün sadece bir maç izlemedim.
O gün bir sevdaya tutuldum.
Hayatımın takvimi o günden sonra fikstüre göre akmaya başladı. Yağmurda ıslandım, çamurda yürüdüm, deplasman yollarında yoruldum. Bazen cebimde harçlık yoktu ama gönlüm hep zengindi. Çünkü ben başarıya değil, Şanlı ÇOTANAK armama bağlandım.
Yıllarca hayalini kurduk. Bir üst lige çıkmayı, daha büyük sahalarda adımızın anılmasını… Sabrettik. Bekledik. İnandık. O hayal gerçek olduğunda gözlerim doldu. Çünkü o an sadece bir sportif başarı değildi; çocukluğumun, gençliğimin, yıllarca verdiğim desteğin karşılığıydı. O gün mutluluktan ağlarken aslında yılların yükünü bırakıyordum.
Sonra her şey değişti.
Yıllarca tırmanılan basamaklardan hızla inişi izlemek kolay değildi. Her düşüşte içim biraz daha burkuldu. Her kayıpta, sanki yıllardır taşıdığım bir hatıra daha incindi. Bazen maç bitiminde tribünde biraz daha oturdum. İnsan hemen kalkamıyor… Çünkü kalkınca gerçekle yüzleşiyor.
Kırıldım mı? Evet.
Üzüldüm mü? Fazlasıyla.
Vazgeçtim mi? Asla.
Ben bu armayı sadece kazandığında sevmedim. En sessiz kaldığı günlerde de sevdim. Tribünler boşaldığında da, umutlar azaldığında da… Çünkü gerçek sevda en çok zor zamanlarda belli olur.
Benim için bu kulüp bir skor tabelasından ibaret değil.
Babamın elini tuttuğum ilk maç.
Gençliğimin en coşkulu tezahüratı.
Kaybettiğimizde omzuma yaslanan dost.
Kazandığımızda sarıldığım yabancı.
Kısaca Hayatımın tamamı…
Belki bugün zor bir dönemden geçiyoruz. Belki yolumuz eskisi kadar aydınlık görünmüyor. Ama şunu biliyorum: Bu arma çok düşüşler de gördü, çok ayağa kalkışlar da.
Ve inanıyorum ki yine kalkacağız.
Belki ben o büyük dönüşü göremem. Belki yıllardır hayalini kurduğum o yeniden yükseliş günlerinde saçlarım daha da ağarmış olur ya da tribünde bir adım geriden izlerim. Ama 15 yaşında bir oğlum var. Ona sadece bir takım değil, bir duruş, bir sadakat, bir aidiyet bırakıyorum.
Onun gözlerinde bazen kendi çocukluğumu görüyorum. Maç başlarken heyecanlanışında, gol olunca ayağa fırlayışında… İşte o an anlıyorum ki bu sevda benimle bitmeyecek.
Bayrağı ona teslim edeceğim. Çünkü bu sevda nesilden nesile aktarılır. Çünkü ÇOTANAK arma bitmez.
Çünkü biz vazgeçmeyi bilmeyiz. Çünkü bu sevda hesapla değil, yürekle yaşanır. Çünkü benim senden başka limanım yok.
İlk maçımda nasıl heyecanla bağırdıysam, bugün de aynı inançla yanındayım.
Düştüysek birlikte düştük.
Kalkacaksak da birlikte kalkacağız.
Bir gün yeniden o büyük günleri yaşadığımızda, yine tribünde olacağım. Yine gözlerim dolacak. Yine “iyi ki” diyeceğim.
Belki de olamayacağım…
Ama ben yoksam miras bıraktıklarım olacak.
Bense belki de yukarılardan bir yerlerden izliyor olacağım. Gururla, huzurla… Çünkü bu sevda yarım kalmaz.
Çünkü ben o ilk maçta sadece bir takım tutmadım.
Bir ömür boyu sürecek bir sevda seçtim.
Şanlı ÇOTANAK armam…
Dün de sendeydim, bugün de sendeyim.
Yarın daha güçlü döneceğimize YÜREKTEN inanıyorum.
YÜREKTEN!!!
BiZ GiRESUN'LUYUZ ÖLSEKTE EğiLMEZ BAşIMIZ
VASiYETiMiZ OLSUN YEşiL BEYAZ MEZAR TAşIMIZ!!!